Seymen



Sitene Radyo Ekle
İçeriğe git

Ana Menü

Ankara

Ankara
 
 

GENEL BAKIŞ       

 İç Anadolu Bölgesi'nin kuzeybatısında, 39 o 57' kuzey enlemi ve 32 o 53' doğu boylamı arasında bulunan Ankara'nın doğusunda Kırşehir ve Kırıkkale, batısında Bilecik-Eskişehir, kuzeyinde Çankırı, kuzeybatısında Bolu, güneyinde Konya ve Aksaray illeri yer almaktadır. Göller dışında 24.521 km²'lik yüzölçümü ile Türkiye yüzölçümü içerisinde % 3,19'luk bir paya sahiptir. Rakımı, ortalama 830-890 metre dolayındadır.

Ovalık bir alanda kurulan İlin yüzölçümünün; yaklaşık % 50'sini tarım alanları, % 28'ini ormanlık ve fundalık alanlar, %.12'sini çayır ve meralar, % 10'unu tarım dışı araziler teşkil etmektedir.

Dağlık ve ormanlık Kuzey Anadolu ile kurak Konya Ovası arasında yer alan Ankara, Kızılırmak ve Sakarya Nehri ve havzaları ile çevrilmiş olup, kuzey ve kuzeybatısındaki dağlar yer yer ormanlık alanlarla kaplıdır.İlin, en yüksek noktasını 2.015 m. yüksekliğindeki Işık Dağı, en geniş ovasını 3.789 km²'lik yüzölçümü ile Polatlı Ovası, en büyük gölünü yaklaşık 490 km²'lik yüzölçümü (İl içi) ile Tuz Gölü, en uzun akarsuyunu yaklaşık 151 km.lik (İl içi) uzunluğu ile Sakarya Nehri, en büyük barajını 83,8 km².lik yüzölçümü ile Sarıyar Barajı oluşturmakta olup, il geneli itibarıyla 14 doğal göl, 136 sulama göleti ve11 baraj bulunmaktadır.İlin başlıca akarsuları ; Kızılırmak, Sakarya Nehri, Ankara Çayı, Kirmir Çayı, Ova Çayı ve Balaban Çayı'dır. B aşlıca gölleri ; Tuz Gölü, Mogan Gölü ve Eymir Gölü'dür. B aşlıca barajları ; Sarıyar, Kesikköprü, Çubuk-1, Çubuk-2, Bayındır, Kurtboğazı, Çamlıdere ve Asartepe barajlarıdır. Geniş arazi yapısı itibarıyla güneyde step, kuzeyde ılıman ve yağışlı bir iklim tipinin görüldüğü Ankara'da genel olarak yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları soğuk ve az yağışlı karasal iklim tipi görülmektedir.


 
 

TARİHİ

 

  Ankara'nın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte yapılan araştırmalar, bölgedeki yerleşmelerin insanlık tarihi kadar eski olduğunu, bölgenin birçok medeniyete beşiklik ettiğini ortaya koymaktadır. Belgelere dayanmamakla birlikte ilk adının Galatlar tarafından 'Ankyra (Ancyra)' olarak verildiği ve zamanımıza kadar 'Angora', 'Engürü' ve 'Ankara' şeklinde değişime uğradığı tahmin edilmektedir. Tarihi, Hitit devrine kadar takip edilebilen Ankara; daha sonra sırasıyla Frigyalılar, Kimmerler, Persler, Lidyalılar, Makedonyalılar, Galatlar, Romalılar ve Selçukluların hakimiyetinde kalmıştır. 1354 yılında Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılan Ankara; 1902 yılında 5 sancak, 21 kazayı kapsamakta iken 1924 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ile sancaklar kaldırılmış, Ankara'ya bağlı olan Kayseri, Yozgat, Kırşehir ve Çorum Sancaklarına da 'İl' statüsü verilmiştir. Temsil Kurulu'nun çalışmalarını yürütmek için karargâh olarak seçtiği Ankara'da 27 Aralık 1919'da büyük bir coşkuyla karşılanan Mustafa Kemal, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini de burada atmıştır. 23 Nisan 1920'de kurulan TBMM Hükümetinin idare merkezi ilan edilen Ankara, 13 Ekim 1923'de çıkarılan
bir kanunla da Türkiye'nin Başkenti olmuştur.

D Ü Ş L E R   K E N T İ

(çankaya belediyesi web sitesinden alınmıştır.)

Ankara, kuruluşu binlerce yıl gerilere giden ve bu geçmiş içinde birkaç kez Anka Kuşu gibi yeniden doğmuş bir kenttir. 1920'lerde yeni cumhuriyetin beşiği olmaya hazırlanırken, sonuncu kez yeniden doğuyordu. 0 tarihte Ankara'nın nüfusu yirmi bindi; bugünse, yedi merkez ilçesinden biri olan Çankaya'nın nüfusu tek başına milyona yaklaşmaktadır.1920'lerin Ankara'sı ıssız-sessiz, kışın yağmuru, yazın tozuması bitmez, kendi yağıyla kavrulmaya çalışan bir küçük Orta Anadolu kasabası...
1920'lerin Çankaya'sı bu ıssızlığın en ıssız köşesi; inler-cinler bile top oynamaya korkuyor sanki...
O yılların Ankarası'nda, Kale'nin istasyon yönündeki sırtlarında Hıristiyanların yaptırdıkları derme çatma oteller, hanlar, lokantalar, tek ya da iki katlı evler var. Trenden inen bir yolcu, iki yanı bataklık ince bir yoldan, tek ağacın bile bulunmadığı bir mezarlığın yanından ürpertiler içinde geçmek zorunda. Kent merkezine ancak buralardan geçtikten sonra varılabiliyor.Öylesine yoksul, öylesine yoksun bir kasaba ki Ankara, daha beterini düşünmek mümkün değil. Su yok, ağaç yok, yol yok, elektrik yok, konut yok. Su sorunu yıllar yılı dert oluyor devletin yöneticilerine. Kenti ağaçlandırmak yıllar alıyor. Yol da öyle... Yazın toz kasırgalarının, kışın diz boyu kardn, çamurun geçit vermediği, yola benzemez yollar... Kuru geçen kışlarda ayazın dondurduğu topraklar Ankaralıların yüzünü güldürüyor. Çünkü ancak o zaman her taraf yol oluyor. Elektrik epey zaman sonra lokomobil denilen bir aygıtla, ancak bazı yerlere sağlanabiliyor. Titreye titreye yanan ampullerdeki ışığa elektrik demek ne kadar mümkünse artık. Bu kadarcık bir kolaylığın bile bulunmadığı yerlerde ise insanlar, genellikle gaz lambalarının titrek aydınlığıyla yetinmek, biraz ayrıcalıklı olanlar ise lüks lambalarıyla boğuşmak durumunda. Konut, en az öncekiler kadar önemli bir sorun. Kente gelen memurlar ev bulamadıkları için eşlerini, çocuklarını beraberlerinde getiremiyorlar. Zaten bulabildikleri evlerde, kendileri de üçü beşi bir arada oturuyorlar. Hatta bazıları resmi dairelerde, bakanlık binalarında kalıyorlar.Taşıt derseniz... Yerli halkın taşıtı, şu sevimli eşekler. Bazı kesimler ise fayton kullanıyor. Bu modem (!) araçla bile, avuç içi kadar Ankara'nın bir yanından öteki yanına gitmek saatler alıyor. Hele Çankaya'ya çıkmak zorunda kalanlar için bu, bugünün şehirlerarası yolculuğu gibi bir şey oluyor. Ama Çankaya'ya çıkmak da zorunlu. Çünkü Mustafa Kemal Çankaya'da havuzlu, küçük bir bağ evinde oturuyor.Çankaya o yıllarda kentin alabildiğine uzağında. Bugünkü Devlet Resim ve Heykel Müzesi'nin bulunduğu tepenin eteklerinden Çankaya'ya kadar inen her yer, asma kütükleri, bağ artıkları, yabani çiçekler ve dikenlerle dolu. Ve çok kar yağdığında aç kalan kurtlar, bugünkü Yenişehir'e kadar iniyor.Mustafa Kemal Paşa'nın köşkünden biraz aşağılarda, Cumhuriyet'in ilk başbakanı İsmet Paşa oturuyor. Yeni yaşam biçiminin gerektirdiği bazı davetler, toplantılar İsmet Paşa'nın evinde yapılıyor. Bu davetlerden birinde İnönü'nün evinde çok sayıda yabancı diplomat da var. Bu gecenin, bugün bize kemik gelecek öyküsünü Falih Rıfkı Atay'ın Çankaya adlı kitabından aktaralım:
         "...Gece kar o kadar yağmıştı ki, otomobiller saplanmışlar, sökülemez hale gelmişler. İngiliz Büyükelçisi George Clark, yanında müsteşarıyla birlikte Başvekil İsmet Paşa'nın evinden çıkınca, yürüyerek gitmekten başka çare olmadığını görür. Evi de birkaç yüz metre yukarıda. Fakat ara yer bomboş, kırlık. Biraz ilerleyince büyükelçiyi bir gülme tutmuş. 'Kurtların bizi parçalaması bir şey değil. Fakat kurtların parçaladığı insanlardan ilk defa olarak, kar üstünde frak ve silindir şapka parçalan kalacak' demiş."
Falih Rıfkı Atay aynı kitabında, konuk olarak gittikleri evlerde kar yüzünden birkaç gece kaldıklarını, bazen evlerine gitmek için girişimde bulunup cep fenerlerinin ışığında kar ve çamurla boğuşarak yürümeye başladıklarını, ama az sonra boş ve ıssız karanlıklardan ürkerek geri dönmek zorunda kaldıklarını örneklerle anlatır.
1920'lerin Ankara'sı böyle bir Ankara. Var ama yok gibi...
1920'lerin Çankaya'sı böyle bir Çankaya. Var ama yok gibi...
Ama bu 'yok'lar kasabasında, alabildiğine 'yok'ların arasında bir şey var: Türkiye Cumhuriyeti'ne can veren TBMM.
Evet, TBMM 23 Nisan 1920'de Ankara'da açılmış. Atatürk'ün Ankara'ya gelişinin 11 6'ncı gününde... Şöyle dolu dolu bir dört ay bile geçmemiş aradan. Yurdun her yanından gelen temsilcilerin oluşturduğu Meclis, Sakarya kıyılarına kadar gelen düşmanın top seslerini dinleye duya çalışmalara koyulmuş. Ülkede henüz bir İstanbul hükümeti ve bir Padişah yönetimi var olduğu halde, Ankara'da bir Meclis ve bir hükümet kurulmuş. Henüz "devlet" olarak fazla ciddiye alınmasa bile, Türkiye uluslararası alanda "Ankara Hükümeti" olarak anılıyor.
Bu 'yok'lar kasabasında bir şey daha var: Kurtuluş Savaşı'nın yönetildiği ve sürdürüldüğü komutanlık karargahı...
Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkmasıyla başlayan Kurtuluş Savaşımız güneyde, güneydoğuda, güneybatıda ve batıda yedi düvele karşı bütün hızıyla sürüyor. İstanbul işgal altında. Düşman Ankara kapılarına dayanmış. Yunan Kralı Konstantin, Ankara üstüne sefere kalkıp, zaferini Mustafa Kemal'e orada, savaşın yönetildiği Komutanlık Karargahı'nda ilan etmenin rüyasını görüyor. Ve Mustafa Kemal'e inanmayanların, güvenmeyeznlerin, onu kabullenmeyenlerin ortalığa yaydıkları fısıltılar, bulandırdıkları hava alabildiğine yoğun. Dahası, ülkenin her yanında irili ufaklı çete grupları cirit atıyor. Amaaa... Ankara'da bir Meclis, o Meclis'te Mustafa Kemal'e, ulusal bağımsızlık ilkesine sonuna kadar bağlı kalacak insanlar var. Bunlar Sakarya kıyılarındaki top seslerinin gürültüsünde bile umutlarını yitirip de Ankara'dan ayrılmayı bir an olsun düşünmeyen insanlar. Ve Ankara'da çok önemli bir şey daha var. 27 Aralık 1919 günü, Dikmen tepelerinde Mustafa Kemal Paşa'ya kucak açan, onu sımsıcak bir sevgiyle ve umuda bağırlarına basanlar var. Ege'de istilacı düşman ordusuna karşı ulusal direnişi başlatan efelerin benzeri, Ankara'nın yiğit, yurtsever seğmenleri var. Ankara tüm varlığını, maddi-manevi tüm olanaklarını Mustafa Kemal'in ayaklarına sermiş, yüreğinin bütün sıcaklığını yoluna dökmüş. Ankara, bağrında yanan ateşi, yüreğini yakan sızıyı ancak bir Zafer'in, bir Kurtuluş'un söndürebileceği bir bozkır kasabası... Umut dolu, inanç dolu bir bekleyiş Ankara...
Ve tüm Ankara'nın umudu, kasabanın güneyinde bir tepede, Çankaya'da, gösterişsiz bir bağ evinde oturuyor. Onun verdiği umut, inanç, direnç dalga dalga Ankara'ya, oradan da bütün yurda yayılıyor. Ankara, neredeyse yalnızca surların içinde kalmış İstanbul yönetimini damla damla eriterek her gün biraz daha yıldızlaşıyor, giderek tüm ülkenin simgesi oluyor. Ankara, kurtuluşu özleyenlerin yüzlerini çevirdiği bir umut-kasaba. Artık içeriye ve dışarıya karşı, Türkiye topraklan üzerinde son soluğunu vermek üzere olan bir İstanbul yönetimi ve taptaze soluğunu duyumsatan bir Ankara Hükümeti var. Gecenin karanlığı, tanyerinin aydınlığında kaybolmak üzere. Ve yeni bir Güneş'in doğması çok yakın.
         Ozan ve kent plancısı Ali Cengizkan Ankara hakkında şunları yazıyor: "Ankara bir düşler kentidir. Kentin kendisi insanları düşler dünyasına taşıdığından değil; insan Ankara'da düş kurmadan yaşayamaz da ondan. Ya yönetimle ilgili bir düşünüz olmalı, ya mutlulukla ilgili; ya iyi insanlıkla ilgili bir düşünüz olmalı ya da iyi sanatçılıkla ilgili. Düşlersiz yaşanamaz Ankara'da; çünkü ufuklar sınırlıdır dağlarla, geniş bir ufuk düşümüz yoksa. Çünkü dereler sığdır ve denetim altındadır, göğsümüzde yüreğimiz bir çağlayana kaynak oluşturmuyorsa. Çünkü Kale terk edilmiş gözükür uzaktan, içimizde taht kuran/hüküm süren, astığı astık/kestiği kestik, ama sırasında kendini de kesen bir yönetim yoksa. Çünkü ilişkiler köhnemiş, memurin ve hesaplıdır, yaptığınız her şeyi karşılıksız yapmıyorsanız. Onun için de Ankara bir düşler yatağıdır, onun çorak bir ülke, tozlu bir kent, kısır bir yaşam ve çeşnisiz bir toprak olduğu bir yana bırakılırsa."



ANKARA'DA NERELERİ GEZELİM ?

         Ankara’nın önemli ören yerlerinin başında Frig krallığına başkentlik yapan antik yerleşim yeri Gordion (Yassıhöyük) geliyor. 1950 yılından bu yana Pensylvania Üniversitesi tarafından kazılan Gordion, tümülüsleriyle ünlü bir tarihi mekan... Kazılar sırasında, büyük tümülüsün mezar odasında, keten ve yün kumaşlarla kaplı bir sedirde yatan, üzerinde tunç kabaralı bir giysi ile dokuma gömlek bulunan bir erkek iskeleti bulunmuştu. Çubuk Çayı kıyısında bulunan ve tarihi İ.Ö. 3000-2500 yıllarına kadar giden Eti Yokuşu Höyüğü ile Haymana ilçesinin Çayırlı köyü yakınlarındaki Gavur Kale de önemli ören yerleri arasında sayılıyor. Ankara, antik, Roma ve Bizans dönemini yaşadıktan sonra Malazgirt Savaşı’nın ardından 1073 yılında Selçuklular tarafından fethedildi. Bu dönemden sonra sürekli Müslümanların elinde kalan Ankara’da o döneme ait sayısız eser bulunuyor. Bu eserlerin başında hanlar, hamamlar ve camiler geliyor. Sulu Han, Hacı Doğan Mahallesi Tekneciler Sokağı ile Sulu Han Sokağı arasında yer alıyor. Sulu Han’ın, Şeyhülislam Cevvar Zade Emin Bey tarafından 1685 yılında Zincirli Camii’ye vakıf olarak yaptırıldığı tahmin ediliyor. Ankara Kalesi’ne giden yol üzerinde bulunan Kurşunlu Han, Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in sadrazamlarından Mahmut Paşa tarafından 1421 yılında inşa edilmiş. Kurşunlu Han’ın bitişiğinde yer alan Mahmut Paşa Bedesteni, 1421-1459 yılları arasında han ile birlikte Sadrazam Mahmut Paşa tarafından yaptırılmış. 15. yüzyılda inşa edilen Hacı Bayram Camii, Anadolu tüccarlarının piri sayılan “hoşgörü sultanı” Hacı Bayram Veli’nin türbesi olarak kabul ediliyor. İstiklal Mahallesi Acı Çeşme Sokak’ta bulunan Şengül Hamamı ve geçmişi 15. yüzyıla dayanan Harap Hamam, bu dönemin önemli eserleri arasında sayılabilir. Klasik Osmanlı şehir içi hanlarına örnek olarak gösterilen Atpazarı Meydanı Sefa Sokak’ta bulunan Çengel Han, Atpazarı’ndaki Zafran Hanı, Pilavoğlu Hanı, Yeni Han, Kıbrıs Hanı, Çengel Han’ın bitişiğindeki Çukur Han bu döneme ait önemli yapılardan...



ANITKABİR - ATATÜRK ve KURTULUŞ SAVAŞI MÜZESİ


Modern Türkiye'nin kurucusu Büyük Atatürk'ün ve modern Türkiye Cumhuriyeti'nin simgesidir. Atatürk'ün ölümünden sonra Türk halkının ortak düşüncesi; Ata'sına bir Anıtkabir inşa ettirmekti. T.B.M.M. Atatürk için Anıtkabir yapılmasını kararlaştırarak bir komisyon kurdu. Komisyon Ankara'nın ortasında yüksekçe yeri olan Rasattepeyi seçti. Proje yarışması sonucunda Prof. Dr. Emin Onat ile Doç. Dr. Orhan Arda'nın projesi yarışma birincisi seçildi. Anıtkabir'in inşaatına 1944 yılında başlanıldı. 10 Kasım 1953 günü Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e nakledildi. Ebedi istirahatgahına yerleştirildi.Anıtkabir'de Atatürk'ün mozolesinin bulunduğu şeref salonunun altında bulunan 3 bin metrekarelik sütunlu alanda kurulan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi, özellikle farklı sergileme teknikleri ile Çanakkale, Sakarya, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Muharebeleri'ni, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarını ve Atatürk dönemini çarpıcı biçimde sunuyor.Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi, başta Büyük Önder Atatürk olmak üzere, şanlı Türk tarihinin en büyük olayı olan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu için çaba sarfetmiş değerli insanların aziz hatırasına adanmıştır.


ANKARA KALESİ



  Kentin bir çok yerinden görülmesi nedeniyle Ankara'nın simgesi haline gelen kalenin, ilk yapım tarihini kesin olarak bilmiyoruz. M.Ö. 2. yüzyılda Galatlar zamanında varolduğu bilinir. Roma, Bizans ve daha sonraki dönemlerde ilaveler yapılmıştır. İç ve dış kale olmak üzere iki kısımdan oluşur. Kalenin bugünkü görünümü Selçuklulardan kalmadır. Osmanlılar zamanında onarım görmüştür. Ankara taşı (bazalt) 'dan yapılmıştır. Bentderesi'ne bakan, kuzey en yüksek yerdeki burç halk arasında Alitaşı denilen Akkale'dir. Kalenin önem arz eden kapıları, Dış Kale Kapısı ve Hisar Kapısıdır. Bunların dışında Genç Kapı, Zindan Kapı, Parmak Kapı, II. İzzettin Keykavus Kapısı bulunmaktadır. Hisar kapısı üzerinde İlhanlılara ait bir yazıt bulunmaktadır.

I.T.B.M.M. (KURTULUŞ SAVAŞI MÜZESİ) BİNASI

  1915 tarihinde İttihat ve Terakki Cemiyeti Kulüp Binası olarak başlanılmış olup, binanın planı Evkaf Mimarı Salim bey tarafından yapılmıştır. İki katlı olan binanın en belirgin özelliği duvarlarında Ankara taşı kullanılmış olmasıdır. 23 Nisan 1920'de Meclis'in bu binada toplanması kararlaştırıldığında, bina henüz tamamlanmamıştı. Zor şartlar altında tamamlanan bina, 23 Nisan 1920 ile 15 Ekim 1924 tarihleri arasında I. TB.M.M. olarak kullanılmış, daha sonra Cumhuriyet Halk Fırkası Genel merkezi ve Hukuk Mektebi olarak işlevini sürdürmüştür.

1952 tarihinde Maarif Vekaletine devredilmiştir. 1957 yılında müzeye dönüştürülmek üzere çalışmalarına başlanmış ve 23 Nisan 1961 tarihinde I. T.B.M.M. Müzesi adıyla halkın ziyaretine açılmıştır. Yapılan restorasyon ve teşhir tanzim çalışmaları sonucu 23 Nisan 1981 tarihinde Kurtuluş Savaşı Müzesi adıyla yeniden ziyarete açılmış ve halen bu işlevini sürdürmektedir.


TÜRK OCAĞI BİNASI - HALKEVİ -DEVLET RESİM VE HEYKEL MÜZESİ

Ankara'nın Opera Semti'nde, Talat paşa Bulvarı, Namazgah Tepesi'nde bulunmaktadır. 1912 yılında kurulan Türkocağı, Ankara'da önce Yahudi Mahallesi'nde Şengül hamamı yanındaki Rum Mektebi'nde açılmıştı. Ancak işlevine uygun yeni bir Türkocağı Merkez binası yapılması istenilmekteydi. Türkocağı Merkez Heyeti 1926 yılında bir karar alarak Ankara'da Türkocakları Merkez binası yapılması için bir yarışma düzenledi. Yarışma sonucunda Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu 1926 'da yarışmayı kazanarak çalışmalarına başladı. Emlak (Kredi) Eytam Bankası desteğiyle 21 Mart 1927'de Namazgah Tepesi'nde yapılan törenle temeli atıldı. Binanın yapılmasının amacı, Eski Türk güzel sanatlarının türlü örneklerinin sergileneceği modern ihtiyaçlara uygun Cumhuriyetin ilk kültür ve sanat merkezi olmasıydı. Atatürk'ün isteğiyle Türkocağı binasının birinci katında Türk Salonu yapılmıştır. Yapının ortasına yapılan tiyatro salonu günümüzde de ayni işlevle kullanılmaktadır. 28 Şubat 1930 tarihinde Cumhurbaşkanlığı orkestrasının bir konseriyle halkın hizmetine açılmıştır. 1931 yılında Türkocakları'nın kapatılması, 1932 yılında Halkevlerinin açılmasıyla Ankara Halkevi olarak kullanılmaya başlandı. Yapı Etnoğrafya Müzesi'nin yanında yüksekçe bir yere konulmuştur. Yapının bodrum katı dıştan yer yer rustik, üst katlar ise Marmara Adası'ndan getirilen mermer ve Lezgi taşı ile kaplanmıştır. Günümüzde Devlet Resim ve Heykel Müzesi olarak kullanılmaktadır.

I.TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BİNASI (ESKİ HALK FIRKASI MAHFELİ)
  1923 yılında Mimar Vedat Tek tarafından Cumhuriyet Halk Fırkası Mahfeli olarak tasarlanan ve inşa edilen binanın işlevi değiştirilerek T.B.M.M. olarak kullanılmıştır. Yapının iç bölümleri, iki kat boyunca yükselen ortadaki meclis salonunun üç kenarına dizilmişlerdir. Girişten sonra enine uzanan ve iki kat boyunca yükselen, üst katta Selçuklu ve Osmanlı motifleriyle bezeli tavanla örtülmüştür. Ortada büyük bir toplantı salonu bulunmaktadır. II. T.B.M.M. binası 18 Ekim 1924 tarihinde çalışmalarına başlamış, 27 Mayıs 1960 yılına kadar 36 yıllık bir çalışma dönemi geçirmiştir. Atatürk Büyük Nutuk'u bu yapıda okumuştur. Atatürk, önemli oturumları özel locasından izlerdi. Tek partili dönemin önemli olaylarına tanıklık eden yapı, çok partili dönemin bütün sancılı olaylarını yaşamıştır. 1961 - 1979 tarihleri arasında CENTO Genel Merkezi olarak kullanılan bina CENTO' nun lağvedilmesiyle Kültür Bakanlığı'na devredilmiştir. Günümüzde binanın ön kısmı Cumhuriyet Müzesi, arka kısmı ise Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü olarak hizmet vermektedir. Onarım ve restorasyon çalışmalarından sonra 30 Ekim 1981 tarihinde Cumhuriyet Müzesi olarak ziyarete açılmıştır

AGUSTUS TAPINAĞI


 Tapınak, Ulus Meydanı'nın kuzeydoğusundaki Bayram Sokağı'nda Hacıbayram Camii yanında bulunmaktadır. Galatya Eyaleti'nin İmparator Augustus tarafından Roma'ya bağlanmasından sonra M.Ö. 25-20 yıllarında Men ve Kybele kutsal tapınağının üzerine yapılmıştır. Dünya arkeolojisinde "Ankara Anıtı " olarak bilinen Augustus Tapınağı, Galat kralları tarafından İmparator Tanrısal Augustus adına yaptırılmıştır. 36 x 54.82 m. ölçüsünde, 2 m. yükseklikte basamaklı bir podyum üzerindedir. Tapınağın duvarları üzerinde Augustus'un vasiyetnamesi ve yaptığı işler Latince yazılıdır. Roma ve Bizans dönemlerinde dinsel amaçlarla kullanılmış olan yapı M.S. 5. yy.da kiliseye çevrilmiştir. Cellanın güney duvarına üç pencere açılmıştır. 15. yüzyılda naosun güney duvarına Hacıbayram Camii bir açıyla birleştirilmiştir. 16.yy.'dan sonra seyyahları ve bilim adamlarının ilgisini çekmeye başlamıştır




ETNOĞRAFYA MÜZESİ
  Müze, Ankara'da Opera Semti , Talat Paşa Bulvarı , Namazgah tepesi üzerinde Eski Türkocağı Merkez Binası yanında yer almaktadır.Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk Ankara'da bir devlet müzesinin kurulmasını istemiştir. Bunun üzerine 1924 yılında Milli Eğitim bakanlığı bir Ankara Müzesi yapılmasına karar almıştır. Atatürk'ün emri ile 25 Eylül 1925 tarihinde projesini Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu' nun hazırladığı Etnoğrafya Müzesi'nin temeli atılmış ve 18 ay içerisinde müze binası tamamlanmıştır. Bodrum üzerine arkada iki, önde tek katlı olan yapı, Osmanlı dini mimarlığında görülen portiki olan anıtsal merdiven düzeni, sonra kubbeli giriş kısmı, yapıldığında üstü açık olan sütunlu mekan ve iki katlı idari bölümden oluşmaktadır. Müzenin halkın ziyaretine açılması 18 Temmuz 1930 tarihinde olmuştur. 1938 Kasım ayında müzenin iç avlusu Atatürk'ün geçici kabrine tahsis edilinceye kadar açık kalmıştır. 1938-1953 yılları arasında müze, Anıtkabir görevini yapmıştır. Atatürk'ün kabrinin anıtkabire taşınmasından sonra onun aziz hatırasına bu köşe sembolik bir kabir haline getirilmiştir. 1953 tarihinden sonra müze yeniden düzenlenerek Kültür Bakanlığına bağlı Etnoğrafya Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Yapı işlevi ve mimari özellikleri ile Cumhuriyetin ilk dönem yapılarının en tipik örneklerinden biridir. Namazgahtepe'de Etnoğrafya Müzesi önünde 1927 yılında İtalyan Heykeltraşı Pietro Canonica tarafından yapılan anıt heykelde Atatürk, yürüyen bir atın üzerinde asker üniformasıyla tasvir edilmiştir. Heykelin altında bulunan kaidedeki rölyeflerde Atatürk'ün büyük zaferi ile bugünkü Ankara temsil edilmektedir. Anıt Ankara Etnoğrafya Müzesi önünde bulunmaktadır.



HACI BAYRAM CAMİİ  



  Hacıbayram Mahallesi, Bayram Sokak'ta bulunan camii, 831.H.(1427 - 1428) yıllarında Hacı Bayram Veli'nin ölümünden hemen sonra yapılmıştır. Camiin yanında türbesi vardır. Cami eski devirlerden beri insanların yaşamış olduğu antik Augustus tapınağına bitişik olarak yapılmıştır. Yapı taş temel üzerine tuğla örgülüdür. Pencereler kesme taştır. Camiin güney yüzünde alt ve üst pencerelerin arasında celi sülüs yazıları vardır. Yazıların altında Arapça ve Türkçe iki kitabe yer alır. Camiin çatısı 1940 yılında yapılan onarımda alafranga kiremitle kaplanmıştır. Minaresi kesme taşlı, tuğla gövdelidir. Yanında türbesi vardır. Türbenin ahşap kapı kanatları Ankara Etnoğrafya Müzesi'ndedir.

JULİEN SÜTUNU



  Çankırı caddesinden geriye dönüp, Armutlu sokağından girildiğinde küçük meydanda kare bir kaide üzerinde üst üste konulmuş daireler şeklinde tuğladan yapılmıştır. On beş metre yüksekliğinde olup, üzerinde Bizans dönemi Korinth başlığı ile sona ermektedir. Başlığın üzerinde halen bir leylek yuvası vardır. Sütun imparator Julien Apostata'nın dönemine ait olduğu kesin olmakla beraber İmparatorun Ankara'yı ziyareti anısına dikildiği düşünülür. Halk arasında Belkıs sütunu da denir. M.S. 6.yy.'a tarihlenmektedir. İlk yeri Maliye Bakanlığı ile İş Bankası arasında iken sonradan Vilayet Meydanı'na taşınmıştır.

 ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ


    Atatürk, modern tarımın nasıl yapıldığını çiftçilere göstermek amacıyla 1925 yılında Ankara' nın güney batısında Genişliği 102.000 dönüm olan araziye Gazi Orman Çiftliğini kurmuş ve bizzat 11 Haziran 1937 tarihine kadar yönetmiştir. Cumhuriyetin 10. yılında çiftlik arazisi 150.000 dönüme çıkmıştı. 1938 yılında Devlet Ziraat İşletmeleri kurumuna devredildi. İlk alındığında çorak, bataklık, sivrisinek yuvası olan bu arazide çalışmalar yaparak, orman yetiştirilmeye ve modern tarım yapılarak üstün verim elde edilmeye başlanılmıştır. 1950 yılında A.O.Ç adını alan Çiftlik,gezi ve dinlenme yeri olması ve sağlıklı gıda maddeleri üretmesi açısından önemli hizmetlerde bulunmuştur. Günümüzde 33851 dekarbüyüklüğündeki bu arazide tahıl üretimi, meyvecilik, çiçekçilik, hayvancılık, arıcılık,şarap, meyve ve domates suyu üretimi yapılmaktadır. Çiftlik bünyesinde tesis olarak Atatürk Evi Müzesi, Marmara Köşkü, Devlet Mezarlığı. Şarap Fabrikası, Süt ve Mamulleri Fabrikası, çiçek ve süs bitkileri seraları ile çeşitli hayvan türlerinin bulunduğu hayvanat bahçesi yer almaktadır.2325 dekarlık bölümü park ve ormanlarla kaplıdır.A.O.Ç. piknik alanları ile Ankara'lıların dinlenme ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Günümüzde çiftlik bünyesinde Atatürk Evi Müzesi, Marmara Köşkü, Devlet Mezarlığı, Hayvanat Bahçesi, Şarap Fabrikası, Süt ve Mamulleri Fabrikası, çiçek ve süs bitkileri seraları yer almaktadır.

ÇUBUK BARAJI




     Çubuk çayı vadisinde ve Ankara'dan 11 km. uzaklıktaki Çubuk Barajı inşatına 1927 yılında başlanmıştır. 1927 yılında Prof. Kunze Dresden tarafından planı hazırlanmış, Nafia Vekaleti, Sular Umum Müdürlüğü tarafından yapımına başlanmış ve 1936 yılında işletmeye açılmıştır. Çubuk Barajı'nın amacı; Ankara şehrine içme suyu temini, Ankara ovasının sulanması, Çubuk çayı feyezanlarının kontrolü, Ankara şehri için bir mesire yeri teminidir. Baraj 1936 yılında Türkiye'de açılan ilk barajdır. Cumhuriyet'in ilanından sonra yapılan barajlarında ilkidir. Ankara Ovasını sulamak amacıyla yapılmasına rağmen, bitiminden sonra da özellikle içme suyunu sağlamada kullanılmıştır. Ankara-Çankırı asfaltına bir yolla bağlanmış olan Çubuk Barajı, uzun yıllar Ankara'nın mesire yerlerinden biri olmuştur.Baraj, Çubuk çayı ovayı çıktıktan sonra, andezit kayaçları arasında açılan dar boğazda yapılmıştır.



BEYPAZARI



Tarihi evleri ile ünlü Beypazarı Ankara'ya yaklaşık 100 Km.mesafede bulunmaktadır.Ankara'nın  tarihi özelliklerini korumuş olan ender ilçelerinden biridir.Meşhur havuç lokımunu ,yaprak dolmasını ve güvecini unutmak mümkün değil birde beypazarı kurusu.Son dönemde turizm çeşitliliğini artıran Beypazarı’nda ‘cumbalı’ ve ‘guşganalı’ evler, Boğazkesen Kümbeti, Sultanhan Kervansarayı, İnözü Vadisi gezilebilir. Hıdırlık Tepesi’nden de eski ve yeni Beypazarı izlenebilir.

BEYPAZARI EĞRİOVA YAYLASI


Ankara’ya 150, Beypazarı’na 50 kilometre uzaklıktaki bu alana ulaşım Karaşar beldesi üzerinden sağlanabiliyor.Yolunun 25 kilometrelik kısmı stabilize olan mesire yerinde kır gazinosu bulunuyor. Sahip olduğu göl ve orman manzarası ile ziyaretçilerin nezih bir ortam yakalayabildiği mesire yeri, doğal yapısı ile izcilik faaliyetleri, doğa sporları, doğa yürüyüşü ve fotoğrafçılık çalışmalarına imkan sağlıyor.


ALTIN PARK


Aydınlıkevler’de bulunan 640 bin metrekarelik alana yayılan Altınpark da hafta sonları Ankaralıların en sık uğradığı yerlerden. Park alanında kapalı olimpik havuzun yanı sıra kapalı ve açık sporalanları, Türk, İtalyan ve Çin lokantaları, gölet ve bahçeler, mini golf sahası ve at harası da vatandaşların ziyaret edebileceği yerler arasında bulunuyor.

LOZAN PARKI


Çankaya Yıldız semtindeki Lozan Park’da da açık tenis kortu, halı futbol sahası, basketbol ve voleybol sahası, koşu ve yürüyüş pisti, açık alan fitness parkı, kapalı fitness salonu mevcut.

AHLATLIBEL TESİSLERİ


Çankaya Belediyesi’nin Ahlatlıbel’deki tesisi hafta sonu Ankaralılara yoğun ilgi gösterdiği bir başka önemli cazibe merkezi... Tesiste açık tenis kortları, halı sahalar, basketbol, voleybol alanları, koşu ve yürüyüş pisti, açık alan fitness parkı, çocuk parkı,go-cart alanları bulunuyor.

KEÇİÖREN AQUPARK

Keçiören Belediyesince Kalaba Vadisi Projesi kapsamında yaptırılarak hizmete açılan aquapark, yaz sezonuyla birlikte yeniden faaliyete geçti. Keçiörenlilerin yoğun ilgi gösterdiği eğlence mekanı,açık ve kapalı havuzlar ile su kaydıraklarından oluşuyor. Giriş ücreti olarak 4 YTL alınan aquaparktan dar gelirli aile çocukları ücretsiz yararlanabiliyor.

Ayrıca, başta Kalaba Vadisi, Atatürk Parkı olmak üzere Keçiören’in birçok yerinde yaptırılan koşu ve yürüyüş parkurları, futbol, basketbol, voleybol ile tenis sahalarında vatandaşlar ücretsiz sportif faaliyette bulunabiliyorlar.


MAVİ GÖL


Bayındır Barajı’nın rehabilite edilmesiyle oluşturulan Mavi Göl’de, deniz bisikletlerinden yelkenli teknelere, mini golf arabalarına, voleybol, basketbol, futbol sahalarından koşu parkurlarına kadar ailelerin çocuklarıyla birlikte spor yapıp eğelenebilecekleri çok sayıda alternatif bulunuyor. İsteyenlerin balık tutabildiği rekreasyon alanında, cafe ve lokantalar yer alıyor.


HARİKALAR DİYARI


Sincan’da bulunan Yunus Göleti etrafında yapılan Harikalar Diyarı Rekreasyon Alanı da başkentlilerin alternatif eğlence arayışlarına cevap verebilecek yerler arasında geliyor. 1 milyon 300 bin metrekarelik alan üzerine kurulan Harikalar Diyarı’nda, çocuklar için yaptırılan “Masal Adası”nın yanı sıra futbol, basketbol, voleybol, hentbol sahaları, özürlülerin de yararlanabileceği açık ve kapalı yüzme havuzları, kondisyon salonu, bisiklet yolları bulunuyor. Parkta ayrıca, go-cart yarışı ve kaykay yapmak, model araba, gemi ve uçaklarla eğlenmek mümkün.


GÖKSU PARKI


Eryaman’daki, Susuz Göleti’nin yeniden düzenlenmesiyle oluşturulan Göksu Park’ta, 550 bin metrekarelik alan içinde 127 bin metrekare büyüklüğünde göl bulunuyor. Göl etrafındaki ahşap platform iskeleler, seyir fenerleri, balık tutma iskelesi, su sporları tesislerinden yararlanılabiliyor. Vatandaşların gölde 45’er dakika dolaşmalarını sağlayacak bir “Nehir Gemisi” bulunan Göksu Park’ta, ray uzunluğu 550 metre olan Dağ Kızağı ve ray uzunluğu 2 kilometre olan “Gezinti Treni” de hizmet veriyor. Göl restoranlarının da yer aldığı Göksu Park’ta bisiklet ve yürüyüş yolları, basketbol, voleybol, mini futbol ve tenis sahaları gibi tesisleri de vatandaşlara hizmet veriyor.



MOGAN PARKI


Yaklaşık 602 bin metrekarelik alan üzerine kurulan Gölbaşı’ndaki Mogan Parkı’nda ise asma köprülerle ulaşılan marina adası, ahşap kıyı yolu, koşu ve yaya yolları, çocuk oyun alanları, özürlü çocuklar oyun alanı, istasyonlu koşu pisti, 3 tenis kortu, 2 mini futbol sahası ve basketbol sahaları yer alıyor. Ayrıca, park içerisinde binicilik merkezi, spor merkezi, kayıkhane, tenis kortu, kaykay pisti bulunuyor.


ÇAMLIDERE ALUÇDAĞI MESİRE YERİ


İstanbul yolu üzerinden yaklaşık 1saatte ulaşılabilecek alan, piknik tutkunları için vazgeçilmez yerler arasında yer alıyor. Burada, her yıl düzenlenen geleneksel Aluçdağı Festivali ve yağlı güreşleri yoğun ilgi çekiyor.


BALA BEYNAM


Ankara’ya 45 kilometre mesafedeki mesire yerine Ankara-Bala karayolu üzerinden 45 dakikada ulaşılabiliyor. Son yıllarda yapılan çalışmalarla modern bir mesire alanı haline getirilen çam ormanında, kır gazinosu, tuvalet, çocuk oyun grubu ve otopark bulunuyor. Sahip olduğu konum itibariyle ziyaretçilere zengin bir orman manzarası sunan bu alanda, yeşilin ve mavinin tüm güzellikleri bir arada görülebiliyor.Çeşmeler, ahşap masaların yanı sıra, yüksek kapasiteli bir restoran, otopark ve çocuk parkı gibi üniteleri de var. Yangın gözetleme kulesi çevresinde geniş görüş alanına sahip ormanda piknik alanından Beynam köyünü tepeden seyretme imkânı da var.



KARAGÖL



Çubuktan 20 km mesafede Çubuk ile Kızılcahamam arasında, Kavak Dağı ile Yıldırım Dağı eteğinde küçük fakat çok derin, krater bir göl olan Karagöl, mükemmel bir doğal güzelliğe sahip.ki karagöl ormanı ile birlikte eşsiz bir güzellikte olup tadına doyum olmayan bir manzarası vardır.Konaklama için pansiyonlarında bulıunduğu karagöl doğayla baş başa kalmak için birebir. Çubuk’a yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta olan Karagöl’ün her iki tarafı yamaçlarla çevrili olup, etrafı çam ve dağ kavağı ile kaplıdır. Şehrin gürültüsünden uzaklaşıp kafasını dinlemek isteyenler için sık sık gidilmesi gereken doğal terapi mekanları arasında geliyor Karagöl.


ÇAMKORU MİLLİ PARKI


Ankara çevresinde yer alan ormanlar içinde belki de en gizemlisi çamkoru milli parkı.Lacivert bir göl üzerinde yükselen devasa çam ormanı üzerinde masmavi bir gökyüzüne uzanıyor.Dört tarafta ise belkide ilk kez karşılaşacağınız yüzlerce çeşit bitki mevcut.



ZİR VADİSİ



Tarihi ipek yolu üzerinde Ankara-Ayaş karayolu üzerinde Sincan’a 6 km mesafede olup, etrafı kayalarla çevrili, ortasından Zir çayı (Ova çayı) geçen dar bir vadidir.Zir vadisinde meşhur ankara armudu bahçelerini görebilirsiniz. Ayrıca burada ermeni mezarlığını görebilir ,kapodokyayı andıran peribacalarıyla karşılaşabilirsiniz.



SOĞUKSU




Kızılcahamam ilçe sınırları içerisinde kalan Soğuksu Milli Parkı 1050 hektarlık bir alanı kaplayan dağ turizmi alanı. Yüksekliği 1000 ile 1800 metre arasında değişiyor. En yüksek tepesi 1789 metre rakımlı Arhul tepesi. Hava sıcalığı yazın en yüksek 35.6, kışın en düşük 14.6 derece oluyor.
     Ormanlar, volkanik bir arazi parçasında bulunduğu için çok sayıda sıcak ve soğuk su kaynakları bulunuyor. Zengin bitki örtüsü içinde en çok bulunan ise karaçam türleri. Yabani gül, çilek ve fındık, ahlat, ardıç, meşe ve çeşitli kır çiçeklerini de görebilirsiniz. Milli park alanında yaban domuzu, ayı, tilki, çakal, tavşan gibi hayvanlar da yaşar. Dolaşırken sık sık sincapları da görmek mümkün. Park yakınında keklik ve çil üretme istasyonu da bulunuyor.          

KESİKKÖPRÜ
Çadır veya karavanla tatil için gözde bir yer.Balıkçılık ve kamp alanları yanısıra piknik alanlarıda mevcut.Balık avcıları burada pullu sazan, yayın balığı,gümüş balığoı,kadife balığı ve kereviz avlayabilirler.Baraj gölünün uzunluğu 15 km en geniş yeri 2,5 km, alanı ise 38 km2 dolayındadır.






 
Back to content | Back to main menu